Havaalanı Kazığı: Neden Havaalanında Her Şey Daha Pahalı ve Nasıl Kurtulursunuz?

Havaalanı Kazığı: Neden Havaalanında Her Şey Daha Pahalı ve Nasıl Kurtulursunuz?

User avatar placeholder

Ocak 1, 2026

Uçağınızın kalkış saatini beklerken, o çikolatayı almanın ne kadar mantıksız olduğunu hiç düşündünüz mü? Dışarıda gördüğünüzün aynısı, ama fiyat etiketi %120 daha fazla. Evet, yanlış duymadınız, iki katından bile fazla! Bir hamburger için bile sokak fiyatının %46 fazlasını ödeyebiliyoruz havaalanında. Hepimiz biliyoruz ki, havaalanı fiyatları biraz daha pahalı olur. Ama bu kadarını bekliyor muyuz? Genelde hayır. Bu durum, sadece bir “premium” ödediğimiz yanılsamasından çok daha fazlası. Peki, bu havaalanı kazığı nasıl bu noktaya geldi? Gelin bir kahve eşliğinde bu sır perdesini aralayalım.

Tarihsel Gelişim: Havaalanları Neden AVM’ye Dönüştü?

Geçmişe bir yolculuk yapalım. 20. yüzyılın başlarında havaalanları, bugünkü gibi ışıl ışıl alışveriş merkezleri değildi. Daha çok kalabalık, kirli ve kasvetli tren istasyonlarını andırıyorlardı. Asıl lüks, uçağa adım attığınız anda başlardı. Ama havacılık endüstrisi büyümek zorundaydı ve havaalanlarının da hem gelir elde etmesi hem de iyileşmesi gerekiyordu.

Para kazanmak için her yolu denediler o zamanlar: seyir terasları, petrol kuyuları, yüzme havuzları, tenis kortları… Hatta paralı tuvaletler bile vardı! İşte o zamanlar bile her kuruşun hesabı yapılıyordu. Ortasından itibaren ise havaalanları, sadece yolcuları değil, dışarıda keyifli bir akşam geçirmek isteyenleri de çekmek için şık restoranlar açmaya başladı. Öyle ki, anlatılan bir örneğe göre, insanlar yıl dönümlerini veya mezuniyet balolarını kutlamak için buralara giderdi. Bazı yeni terminaller, 1960’larda mimari harikalara dönüşüyordu. Amaç; hem insanları cezbetmek, belki uçmaya heveslendirmek hem de gelir yaratmaktı.

Ancak bu “altın çağ”da uçuşlar pahalıydı, sadece zenginler ve iş insanları uçuyordu. Ve onlar da havaalanlarında çok vakit geçirmiyordu. Her şey 1978’de endüstrinin kuralsızlaştırılmasıyla değişti. Bilet fiyatları düştü, yolculuklar demokratikleşti. Ne var ki, gurme yemekler yerine artık sadece küçük bir paket tuzlu krakerle yetinir olduk. Ucuz biletler ve daha büyük uçaklar sayesinde, ABD’de uçan insan sayısı on yılda neredeyse iki katına çıktı. Artık doktora öğrencileri bile uçabiliyordu, düşünün!

1980’lerde artan aktarmalı uçuşlar, yolcuların terminallerde daha uzun beklemesi anlamına geliyordu. Havaalanları bu yoğunluk karşısında şaşkına dönmüştü. İnsanlar ya birkaç hızlı serviste yemek yiyebiliyor ya da bir gazete bayisinden alışveriş yapabiliyordu. Deneyim pek de iyi değildi. O zamanlar bile yolcular %50 ila %100 oranında zamlı fiyatlardan şikayet ediyordu. Havaalanları ve havayolları “Yolcuları mutlu tutmak için bir şeyler yapmalıyız” diye düşündü ve çözüm geldi: AVM’ler!

1990’ların başında Pittsburgh Havaalanı, bir terminali AVM’ye dönüştüren ilk ABD havaalanı oldu. Yüzden fazla mağaza ve restoranla dolup taşan bu yeni konsept anında tuttu. Sadece yolcuları mutlu etmekle kalmıyor, aynı zamanda harika bir gelir kaynağı oluyordu. Çünkü her dükkan havaalanına kira ödüyordu. Hatta bir rapora göre, havaalanının gelirleri altı yıl içinde %75 arttı. Üstelik bu artış, fiyatları yükseltmeden, “sokak fiyatı” modelini uygulayarak elde edilmişti. İlk zamanlar, “insanları soymayan ilk havaalanı biziz” bile deniliyordu! Diğer havaalanları da Pittsburgh’un başarısını taklit etmek için milyonlarca dolar harcadı ve yolcu şikayetleri üzerine sokak fiyatı uygulaması modeline geçtiler.

Rekabet Eksikliği ve Büyük Şirketlerin Hâkimiyeti

Peki, havaalanları 90’larda ve 2000’lerin başında bu politikayı uyguluyorsa, günümüzde neden o çikolata dışarıda ödeyeceğinizin iki katından fazlasına mal oluyor? İşte burada ana sorunlardan biri devreye giriyor: rekabet eksikliği.

Sıkça dile getirilen problem, yolcuların “esir alınmış bir kitle” olması değil, aslında rekabetin olmayışı. Düşünün, bir yemek alanına giriyorsunuz ve altı farklı restoran görüyorsunuz. Ne güzel, seçenek çok diyebilirsiniz. Ama transkriptteki örneğe göre, bu altı işletmenin tamamı aynı milyarlarca dolarlık şirket tarafından işletiliyor. Yani aslında seçenekleriniz kısıtlı! ABD’deki havaalanı yiyecek ve perakende sektörünün büyük çoğunluğu, adını belki hiç duymadığınız altı büyük şirket tarafından yönetiliyor. Bu şirketlerin dünya genelinde 13.000’den fazla noktada faaliyet gösterdiğini düşünürsek, ayak izleri her yerde. Bir şirketin, başka bir şirketin sahibi olması ve böylece birden fazla markayı kontrol etmesi, bize birçok seçenek varmış gibi görünse de, aslında dev bir tekelleşmeyi işaret ediyor.

Bu büyük şirketler, sektördeki birleşme ve satın almalarla konumlarını daha da sağlamlaştırıyor. Ve genellikle havaalanlarına, uyguladıkları “sokak fiyatı” üst sınırını artırmaları yönünde baskı yapıyorlar. Hatta Phoenix Havaalanı, 2019’da iki büyük imtiyaz şirketinin talebi üzerine sokak fiyatı uygulamasını tamamen terk etti. Bu, teorik olarak işletmelerin istedikleri fiyatı belirleyebilecekleri anlamına geliyor. Ancak eğer herkes yüksek fiyat isterse, yolcuların gidecek başka yeri kalmıyor.

“Street Pricing Plus” Modeli ve Uygulama Sorunları

Pittsburgh‘un başlangıçtaki “sokak fiyatı” modeli, yani havaalanında dışarıdakiyle aynı fiyata satış yapma fikri harikaydı. Ancak bugün çoğu ABD havaalanı “sokak fiyatı artı” denen bir model kullanıyor. Bu ne mi demek? Ürünün dışarıdaki perakende fiyatına ek olarak %10 ila %15 daha fazlasını ödüyorsunuz. Havaalanını kontrol eden otoriteler bu fiyat üst sınırını belirliyor ve işletmelerin bu oranın üzerine çıkmaması gerekiyor. Çoğu durumda, havaalanı yılda birkaç kez fiyatları denetliyor. Bu modele göre, fiyatlar sadece biraz daha yüksek olmalı, değil mi?

Ne yazık ki durum pek de öyle değil. Havaalanının “sokak fiyatını” nasıl belirlediği oldukça karmaşık olabiliyor. New York’taki LaGuardia Havaalanı’ndan alınan 14 dolarlık o çikolata barı örneği tam da bunu gösteriyor. Havaalanını işleten yetkili kurum, fiyatları havaalanı dışındaki benzer ürünlerin ortalamasına ek %15 ile belirlemeleri gerektiğini belirtiyor. Ancak yapılan kontrollerde, belirtilen sokak fiyatının bile doğru olmadığı ortaya çıkmış. Dahası, yetkili kurum bu yanlışlıklara rağmen fiyatları düzeltme yoluna gitmemiş.

Yaptırımın ve sonuçların yetersiz olması nedeniyle, şirketlerin %10-15’in çok üzerinde fiyatlar talep ettiği pek çok örnek var. Mesela, Minneapolis St. Paul (MSP) Havaalanı’nda, dışarıdaki bir Walgreens’e göre M&M’s’in %69, bir tavuklu bisküit menüsünün %16’dan fazla ve hatta bir yoğurdun tam %84 daha pahalı olduğu tespit edilmiş! Havaalanı yetkilileri denetim yaptıklarını söylese de, bu fiyat farkları hakkında yorum yapmaktan kaçınıyor. Politikalar var ama denetim yoksa, yolcuların havaalanı yiyecek fiyatları konusunda kötü bir anlaşma yapması kaçınılmaz oluyor.

Havaalanı İşletmelerinin Yüksek Maliyetleri: Gerçek mi, Bahane mi?

Sektördeki bazı isimler, “sokak fiyatı” uygulamasının sürdürülebilir olmadığını iddia ediyor. Çünkü havaalanı içinde bir iş yeri işletmek, dışarıya göre daha maliyetli. Neden mi? Tüm çalışanlar, ürünler ve ekipman güvenlik kontrolünden geçmek zorunda. Bu da inşaat ve işçilik maliyetlerini artırıyor. Geliştirme maliyetleri dışarıya göre %30 ila %40 daha fazla olabiliyor. Bunun üzerine, bazı şehirlerde havaalanı çalışanları için daha yüksek asgari ücretler belirleniyor. Ayrıca, işletmelerden genellikle sabah 4’ten gece yarısına kadar açık olmaları ve makarna restoranı olsanız bile kahvaltı menüsü sunmaları gibi beklentiler var. Ve tabii ki, işletmeler satışlarının bir yüzdesini (genellikle %10 ila %16’sını) kira olarak havaalanına ödüyor.

Tüm bunlar kulağa haklı gerekçeler gibi gelse de, bu şirketlerin genellikle bahsetmediği önemli bir faktör var: rekabetin olmaması. Az önce de bahsettiğimiz gibi, sektör birkaç büyük şirketin elinde toplanmış durumda. Bu da terminal içinde neredeyse hiç gerçek rekabet kalmamasına neden oluyor. Bu dev şirketler, karlılıklarını sürekli artırmaya odaklanmış durumda. Bir şirketin uzun vadeli stratejisi, yolcu başına harcamayı sürekli artırmak ve ticari alanların karlılığını optimize etmek olarak açıkça belirtilmiş. Ve şimdiye kadar oldukça da başarılı olmuşlar.

Dwell Time: Yolcuların Bekleme Süreleri ve Tüketim İlişkisi

11 Eylül sonrası güvenlik önlemleri, yolcuların terminalde geçirdiği süreyi, yani “bekleme süresi”ni (dwell time) önemli ölçüde artırdı. Ve yapılan araştırmalar, havaalanları için daha fazla beklemenin, daha fazla yiyecek ve perakende geliri anlamına geldiğini gösteriyor. Uçağın içindeki yolcuların yaklaşık %63’ü bir şekilde alışveriş yapıyor. Bunun bir kısmı can sıkıntısından, çünkü bir havaalanında ortalama bekleme süresi yaklaşık 2 saat. Çok deneyimli gezginler dışında, çoğu insan boş bir şişeyle güvenlikten geçip su sebili aramıyor.

Havaalanlarının temel hedefi, yolcuları güvenlikten hızlıca geçirmek ve sonrasında onlara daha fazla zaman bırakmak. Tabii ki, bu zamanı havaalanı alışverişi yaparak veya bir şeyler yiyerek geçirmelerini umarak. Yirmi yılı aşkın süredir havaalanları bu bekleme süresinden büyük karlar elde etti. Kapınıza ulaşmak için yiyecek ve perakende mağazalarının önünden geçmemeniz neredeyse imkansız. Uzmanlar, “insanların ağız sulanmasını sağladığınızda, daha fazla alışveriş yapma eğiliminde olduklarını” belirtiyor. Bu, iş modelinin vazgeçilmez bir parçası.

ABD havaalanları gelirlerinin neredeyse yarısını, yolcuların otopark ücreti ödemesi veya yiyecek-içecek alması gibi havacılık dışı kaynaklardan sağlıyor. Hatta 2010’dan 2024’e kadar yiyecek ve içecek gelirleri iki katından fazla artmış. Bu, “bilinmezlere karşı kendimizi korumanın en yüksek önceliklerinden biri” olarak görülüyor.

İstisnalar: Portland (PDX) Örneği ve Alternatif Yaklaşımlar

Peki, ABD’de havaalanı kazığı yemediğiniz, ekstra ücret ödemediğiniz bir yer var mı? Evet, çok az sayıdaki istisnadan biri Oregon, Portland’daki havaalanı (PDX). Orada gerçek “sokak fiyatı uygulaması” geçerli. Yani dışarıdaki mağazalarında veya sokaktaki konumlarında neye ne kadar ücret alıyorlarsa, havaalanında da aynı fiyattan satmak zorundalar. Ekstra ücret yok! PDX’te havaalanının işletmelerden aldığı yüzde, satış hacimlerine göre değişiyor. Amaç, işletmelerin başarılı olmasını sağlamak. Böyle bir finansal yapı içinde işletmelerin büyüyebilmesi için çalıştığınızda, “sokak fiyatı” üst sınırına o kadar da karşı çıkmıyorlar.

Bu model bir başarı hikayesi. PDX’te yolcu başına harcama ortalama 15.3 dolar, ki bu ülke ortalaması olan 12.50 dolardan %20 daha yüksek. PDX bu modeli on yıllardır uyguluyor. Ancak uzmanlar, diğer havaalanlarının bu modeli benimsemesini beklemiyor. Çünkü bugün bu modele sahip olmayan havaalanları için geri dönüş yapmak zor. Hatta bazı havaalanları tam tersi yönde ilerliyor. Örneğin, LAX 2010’dan beri “sokak fiyatı artı %18” uygularken, 2025’te artan asgari ücret şikayetleri üzerine çoğu üründe bu üst sınırı kaldırdı. Havaalanı restoran ve perakende derneği ise esnek fiyatlandırma, yani fiyata sınırsızlık istiyor. Onlara göre, genel yolcu memnuniyeti fiyattan daha önemliymiş…

Gelecek Ne Getiriyor? Fiyatlara Karşı Artan Tepki ve Yasal Girişimler

Her şeyin daha pahalı olduğu bir dönemde, bazı yolcular artık bir kırılma noktasına ulaşmış olabilir. JD Powers’ın 2024 Kuzey Amerika havaalanları anketi, yolcuların terminalde bir önceki yıla göre daha az harcama yaptığını ortaya koydu. Ayrıca yiyecek ve içecek fiyatları, anketin en düşük puan alan özelliği olmaya devam ediyor.

Mayıs 2025’te Kongre üyeleri, Federal Ticaret Komisyonu’na havaalanları ve stadyumlardaki imtiyaz fiyatlarını araştırmaları için bir mektup yazdı. Mektupta, seçeneklerin az olması nedeniyle yolcuların uçuşlarından önce içecek ve yiyecek için aşırı zamlarla karşılaştıkları belirtildi. Kırk yıldır havaalanı perakendeciliği üzerine çalışan uzmanlar bile durumun kesinlikle daha iyi olabileceğini söylüyor. Ortam ne kadar dostça olursa, o kadar çok para kazanıldığını savunanlar var.

Peki, ne yapmalı? En iyi tavsiye basit: Havaalanına ulaşmadan önce favori atıştırmalıklarınızı ve içeceklerinizi yanınıza alın. Çünkü bu size düşündüğünüzden çok daha fazla tasarruf ettirebilir. Belki de bu, havaalanı kazığından kurtulmanın en pratik yolu!

Sıkça Sorulan Sorular

Neden havaalanı fiyatları normalden bu kadar farklı?

Havaalanı fiyatları, özellikle rekabet eksikliği, yolcuların kısıtlı seçeneklere sahip “esir kitle” olması ve işletme maliyetlerinin (güvenlik, uzun çalışma saatleri, kira) daha yüksek olması nedeniyle normalden daha pahalıdır. Ayrıca havaalanlarının büyük kısmı, tekeller halinde çalışan birkaç büyük şirket tarafından yönetilir.

“Street pricing plus” ne anlama geliyor ve neden işe yaramıyor?

“Street pricing plus”, bir ürünün dışarıdaki perakende fiyatına ek olarak %10 ila %15 daha fazla ücret talep edilebileceği bir fiyatlandırma modelidir. Ancak bu model, havaalanlarının sokak fiyatını yanlış belirlemesi ve belirlenen fiyat üst sınırlarının denetiminde yetersiz kalması nedeniyle çoğu zaman işe yaramaz. İşletmelerin belirlenen oranın çok üzerinde zamlar yapabildiği gözlemlenmektedir.

Havaalanında pahalı ödememek için ne yapabiliriz?

Havaalanında pahalı ödememek için en etkili yol, ihtiyacınız olan yiyecek, içecek ve atıştırmalıkları evden veya havaalanı dışındaki marketlerden temin ederek yanınızda getirmektir. Ayrıca, bazı deneyimli yolcuların yaptığı gibi, güvenlikten boş bir su şişesi ile geçip içerideki su sebillerini kullanmak da bir seçenektir.

Image placeholder

Yorum yapın