Şaşırtıcı Tarihi Görgü Kuralları: Geçmişten Günümüze Değişen 7 Kural

Şaşırtıcı Tarihi Görgü Kuralları: Geçmişten Günümüze Değişen 7 Kural

User avatar placeholder

Ocak 21, 2026

Hiç düşündünüz mü, yüz yıl önce masada veya sokakta nasıl davranmamız gerekiyordu? Günümüzdeki sosyal normlar ve görgü kuralları bize çok doğal gelse de, geçmişe dönüp baktığımızda karşımıza öyle eski görgü kuralları çıkıyor ki, “Yok artık!” demekten kendimizi alamıyoruz. Zamanla her şey değiştiği gibi, insan ilişkileri ve davranış biçimleri de şaşırtıcı bir evrimden geçmiş. Gelin, geçmişten günümüze gelene kadar bizlere çok tuhaf gelecek yedi kurala birlikte göz atalım. Belki de bazıları size tanıdık gelecektir!

Sofrada Peçete Yoktu, Masa Örtüsü Vardı!

Bugün sofra adabı dendiğinde aklımıza ilk gelenlerden biri peçeteler, değil mi? Ama düşünün ki, 17. yüzyıl Avrupa’sında peçete diye bir şey yoktu. Yemekte ağzını silmen mi gerekti? Hiç dert değil, masa örtüsü orada! Evet, doğru duydunuz. Bugün üzerine bir damla düşürmemek için uğraştığımız masa örtüsü, o dönemde ağız silmek için kullanılan sıradan bir eşyaydı.

Şimdi hayal etmesi bile zor, değil mi? Günümüzde peçeteler adeta masa örtüsünün “küçük kuzeni” gibidir; genelde aynı kumaştan ve renkten yapılırlar. Ama onların görevi de parmak uçlarımızı veya ağzımızı hafifçe dokunarak temizlemektir. Kapsamlı bir silme işlemi için biz yine de mendil kullanmayı tercih ederiz, o da mümkünse başkalarının görmediği bir yerde. Ne şanslıyız ki bu kural değişmiş!

Kadınlar İçin Tuhaf Kurallar: Yürümekten Şapkaya, Refakatçiden Etek Boyuna

Geçmişteki tarihi görgü kuralları söz konusu olduğunda, kadınların üzerine bindirilen yük gerçekten şaşırtıcı olabiliyor. Mesela, bir kadın bir erkekle konuşacaksa, ayakta durmak “uygunsuz” veya “alçakgönüllü değil” sayılırdı. Mutlaka yürümesi gerekiyordu. Hani şu Victoria dönemi filmlerinde beyefendilerin ve hanımefendilerin sokaklarda sohbet ederken sürekli yürüdüklerini görürüz ya, işte nedeni buymuş.

Daha bitmedi! 19. yüzyılın sonlarına kadar kadınların dışarı çıkarken mutlaka şapka takması bir zorunluluktu. Şapka, kadının namusunu, statüsünü ve alçakgönüllülüğünü simgeliyordu. Ne kadar büyük bir şapka, o kadar yüksek bir statü! Tıpkı şimdilerde lüks bir çanta edinmek için gösterilen çabaya benzer bir özenle şapkalar seçilir, süslenirdi. Şimdilerde şapkalar güneşten korunmak veya kişisel tarzımızı yansıtmak için takılırken, o zamanlar bir mecburiyetti.

Ve bir de refakatçi meselesi var. Özellikle evlenmemiş genç kadınların, 20. yüzyılın başlarına kadar tek başına sokağa çıkmasına izin verilmezdi. Yanlarında mutlaka bir aile üyesi, yaşlı bir kadın, dadı ya da asistan gibi bir refakatçi bulunması gerekirdi. Bu, günümüzde bazı ailelerde veya belirli statüdeki çevrelerde hala görülebiliyor olsa da, o dönemde tüm toplum için geçerli, genel bir kuraldı. Toplumsal normlar değiştikçe, bu katı kurallar da zamanla esnedi.

Erkeklerin Tatlı Yemesi ‘Ayıp’ mıydı?

Şimdiki nesile anlatsak herhalde kahkahalarla gülerler! 19. yüzyılın sonlarında, resmi bir akşam yemeğinde erkeklerin tatlı yemesi beklenmezdi. Neden mi? Çünkü tatlı yemek “fazla düşkünlük”, “kadınsı” ve yeterince “erkeksi değil” olarak görülüyordu.

Erkekler ana yemeği yer, tatlı zamanı geldiğinde ise masadan kalkarlardı. Bugün tatlı menüsünü iştahla inceleyen erkekleri düşündüğümüzde, bu kuralın ne kadar komik ve eski kaldığını daha iyi anlıyoruz. Görgü kuralları işte böyle cinsiyet rollerini bile etkilemiş.

Bilekler Neden Gizlenmek Zorundaydı?

Victoria döneminde kadınların eteklerini yerden bir inçten (yaklaşık 2.5 cm) fazla kaldırmasına izin verilmezdi. Yağmur yağıyor, yerler çamur olsa bile etekler neredeyse yere değmek zorundaydı. Bunun nedeni mi? Ayak bileklerinin, yani “bacakların gizli kısımları”nın halka açık bir şekilde sergilenmesinin “duygusal” ve “skandal” olarak görülmesiydi.

Çok ilginç değil mi? Bir zamanlar cinsel çekicilik ve provokasyonla ilişkilendirilen bir uzuv, bugün kimsenin dikkatini çekmiyor bile. Hatta bazı Japon geleneklerinde bileklerin veya bilek kısımlarının ortaya çıkarılması, bir tür baştan çıkarma sanatı olarak kabul edilirdi. Giyinme tarzlarımız ve toplumsal normlar değiştikçe, vücudumuzun hangi kısımlarının “uygun” veya “uygunsuz” olduğu algısı da tamamen değişti.

Selamlaşma Bile Tarihte Farklıydı!

Evrensel bir eylem olan selamlaşma bile zamanla büyük bir dönüşüm geçirdi. Eskiden erkekler saygıyla eğilir, kadınlar ise reverans yaparlardı. Bu hareketler, statü ve karşılıklı saygının bir göstergesiydi.

Bugün ise durum çok farklı. İlişkinin türüne veya bulunduğumuz coğrafyaya göre el sıkışırız, el sallarız, sarılırız, havadan öperiz, iki veya üç yanağa öpücük kondururuz, hatta Uzak Doğu’da Namaste veya reverans yaparız. Kısacası, bu eski görgü kuralları yerini çok daha çeşitli ve esnek iletişim biçimlerine bıraktı. Kraliyet aileleri gibi bazı özel durumlarda veya kültürlerde hala bu tür geleneksel selamlaşmalar sürdürülse de, genel kural karşılıklı saygı ve uyumla birlikte var olabilmek üzerine kurulu.

Gördüğünüz gibi, tarihi görgü kuralları bize sadece geçmişi değil, aynı zamanda toplumun nasıl evrildiğini, değerlerin ve algıların nasıl değiştiğini de anlatıyor. Belki de bu, görgü kurallarının her zaman güncel kalmasının ve öğrenmeye değer olmasının en güzel kanıtıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Görgü kuralları neden zamanla değişir?

Görgü kuralları, toplumun sosyal normları, değerleri, teknolojisi ve yaşam tarzı değiştikçe evrimleşir. Geçmişte kabul gören bazı davranışlar, bugünün modern dünyasında anlamsız veya uygunsuz hale gelebilir. Temelde, görgü kuralları birlikte uyum içinde yaşayabilmemizi sağlayan karşılıklı saygı ve incelik ilkesine dayanır ve bu ilke, değişen koşullara göre kendini adapte eder.

Masa örtüsüyle ağız silme kuralı neden vardı?

17. yüzyılda peçete gibi hijyen ürünleri yaygın değildi. Bu nedenle, yemek yiyen insanlar ağızlarını temizlemek için o dönemde mevcut olan tek tekstil ürünü olan masa örtülerini kullanırdı. Bu, o zamanki mevcut koşullar ve sofra adabı anlayışıyla tamamen normal kabul ediliyordu.

Kadınların şapka takma ve refakatçi zorunluluğu neyi simgeliyordu?

Bu kurallar, geçmişteki kadınların toplumdaki rolünü ve toplumsal beklentileri yansıtıyordu. Şapka, kadının namusunu, statüsünü ve alçakgönüllülüğünü temsil ederken, refakatçi zorunluluğu ise özellikle evlenmemiş kadınların korunması ve itibarlarının sürdürülmesi gerektiği inancından kaynaklanıyordu. Bu kurallar, dönemin cinsiyet rolleri ve tarihi görgü kuralları hakkında önemli bilgiler sunar.

Image placeholder

Yorum yapın