Düşünsenize, binlerce yıllık bir sır, öyle derinlere gömülmüş ki, yerinden oynatıldığında koca bir imparatorluğun çöküşünü tetikleyebilir mi? Bir nesne, insanlık tarihini yeniden yazdıracak, kadim Türk tarihine ışık tutacak bilgiler taşıyabilir mi? İşte Hakasya’nın buz gibi topraklarında bulunan gizemli Altın Boynuz tam da böyle soruları sorduruyor bize. Öyle ki, bu eserin hikayesi Çernobil kehaneti ve Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi büyük olaylarla iç içe geçiyor. Gelin, bu nefes kesici yolculuğa birlikte çıkalım.
Hakasya’nın Gizemli Kalbi: Altın Boynuz’un Sırrı
Rusya Federasyonu’nun güneyinde, Güney Sibirya’nın en küçük ama tarihle yoğrulmuş topraklarından Hakasya’dayız. Asıl adı “bin tane suyun toplandığı kutsal yer” anlamına gelen Minusinsk. Türk kökenli Hakasların binlerce yıllık tarihi, Manas Destanı’nda bile kendine yer bulmuş. Ancak burayı asıl ilginç kılan, yıllarca yaşanan garip olaylar. 1952 yılından itibaren, Abakan semalarında uçan Sovyet uçakları peş peşe düşmeye başlıyor. Manyetik fırtınalar, radar arızaları… O günün teknolojisiyle bir açıklama bulunamıyor, yıllar içinde bölge üzerinde uçuş yasağı getiriliyor. Ancak ne zaman ki uydu teknolojileri gelişiyor, Abakan üzerinden garip sinyaller algılanmaya başlıyor.
Bu gizemli olayların ardındaki sır perdesi, ancak 1970’li yıllarda, bir çobanın “delikli kaya” olarak bilinen kadim bir mekanı kurcalamasıyla aralanıyor. Çoban ve yakınları, define arayışında hastalanıp ölünce, yetkililer binlerce yıllık bir anıt mezar kalıntısıyla karşılaşıyorlar. Ancak bu sıradan bir mezar değil; içeriye giren yetkililer de kısa sürede hastalanıp ölünce, olaya KGB el koyuyor. Yapılan incelemelerde şok edici bir gerçek ortaya çıkıyor: Mezardan yayılan yoğun radyasyon, ölümlerin sebebi!
Peki, mezarın içinde ne vardı? Bilim insanları uzun uğraşlar sonunda içeri inmeyi başarıyorlar. Kat kat mezarda, iki insan iskeleti, çeşitli küpler ve iki katlı şömineye benzer bir yapı bulunuyor. Duvarlarda boynuzlu figürler, yıldız haritaları ve gezegenler gibi ilginç çizimler var. Ama asıl hayranlık uyandıran şey, yuvarlak bir kaide üzerinde duran, yaklaşık bir insan boyunda, altına benzer bir boynuz. Bu Altın Boynuz, altın ve bilinmeyen bir alaşımdan yapılmış, kimse tarafından yerinden oynatılamıyor, hatta küçük bir parçası bile kopartılamıyor! Mezardaki iskeletlerin ve diğer materyallerin ise en az 30.000 yıllık olduğu tespit ediliyor.
Şamanın Kehaneti ve Çernobil Bağlantısı
Boynuzu yerinden oynatmak için yapılan tüm bilimsel denemeler başarısız olunca, Sovyet ekibindeki Kazak Türkü bir bilim insanının teklifi kabul ediliyor: Bir kaman, yani şaman getirilmesi. Abakanlı yaşlı bir kaman mezara indiriliyor. Ve o an, tarihin akışını değiştirecek o kehanet duyuluyor: “Atalarımızın kemikleri sızlıyor, duymuyor musunuz, bunu buradan çıkarırsanız, gökyüzünden de görülecek büyük felaketle karşılaşacaksınız, bizim de dirilişimiz olacak!“
İnanılmaz ama gerçek, kamanın kendi yöntemleriyle Altın Boynuz binlerce yıllık yerinden çıkarılıyor. Ancak tuhaflıklar bitmiyor. Boynuz uçağa yüklendiğinde, uçağın tüm cihazları bozuluyor, havalanamıyor bile. Sonunda kurşun bir kutu içinde kara yoluyla Moskova yakınlarındaki askeri bir tesise naklediliyor. Bu olayın duyulmasıyla ABD, Vatikan ve diğer güçler de boynuzun peşine düşüyor. Hatta SSCB’nin dağılma döneminde Vatikan’ın bu mezar için 2 milyar dolar teklif ettiği bile iddia ediliyor.
Birkaç yıl sonra, askeri tesisin yetersizliği nedeniyle Altın Boynuz, Ukrayna’nın en gelişmiş nükleer araştırma tesislerine, yani Çernobil‘e taşınıyor. Ve 26 Nisan 1986’da, dünya tarihinin en büyük nükleer felaketlerinden biri yaşanıyor: Çernobil patlıyor! Radyasyon uzaydan bile görülebilecek kadar büyük bir alana yayılıyor. Tıpkı şamanın dediği gibi, büyük bir felaket yaşanıyor. Ardından çok geçmeden SSCB dağılma sürecine giriyor, Türk yurtları bağımsızlıklarına kavuşarak “diriliyorlar.” Şamanın sözleri, kelimesi kelimesine gerçekleşiyor. Yıllar sonra Gorbaçov’un “Türklerin kadim medeniyeti boyunduruk altında daha fazla tutulamazdı, bu bir kaderdi” demesi de bu durumu destekler nitelikte.
30.000 Yıllık Sır: Tarihimizi Yeniden Yazmak mı Gerekiyor?
Mezarda bulunan insan iskeletleri ve diğer materyallerin 30.000 yıldan daha eski olduğu gerçeği, bize sunulan mevcut tarih bilgisini sorgulatıyor. Bu bulgular, kadim Türk atalarımızın ne kadar köklü ve medeniyet kurucu bir geçmişe sahip olduğunu düşündürüyor. Mezardaki duvar çizimlerindeki yıldız haritaları aylarca incelenmiş, Dünya ve üzerinde üç boynuz çiziminin hesaplamalara göre Türkiye’deki İstanbul’u işaret ettiği ortaya çıkmış. Diğer bir çizim ise okyanusu… Bu sıradan bir kavim olmanın çok ötesinde, derin bir bilgi ve medeniyet işaretidir. Araştırmacı Oktan Keleş araştırmalarında bu noktaların altını özellikle çiziyor.
Boynuz Sembolü: Ortak Bir Kadim Mirasın İzleri
Peki, bu Altın Boynuz sadece Hakasya’ya özgü bir eser mi? Sembolizmine baktığımızda, kadim uygarlıklar arasında şaşırtıcı bağlantılar görüyoruz. İskandinav ve Keltlerdeki lider tanrı Cernunnos, “Boynuzlu Tanrı” olarak bilinir ve bereket dağıtan bir figürdür. Mısır mitolojisindeki doğum ve bereket tanrıçası Hathor da boynuzlarla tasvir edilir. Daha da ilginci, Cernunnos’un adı ile “boynuz” anlamına gelen “Karn” kelimesi, Zülkarneyn’in “karn”ı ile aynı kökten geliyor. Zülkarneyn’in “iki zaman veya iki nesil sahibi” anlamına gelmesi, tarihin derinliklerindeki bu sembolün çok daha geniş bir anlam taşıdığını düşündürüyor.
Türkmenistan’da basılan hatıra paralarındaki Oğuz Kağan figürüne dikkatle baktığımızda da boynuzu hemen fark ederiz. Bu, Hakasya’daki Altın Boynuz’un aslında kadim Türk atalarını sembolize ettiğini, hatta Oğuz Kağan’dan bile daha eski Türk soylarının aynı sembolü kullandığını düşündürüyor. Oktan Keleş araştırmaları bu noktada, Thule Cemiyeti ve Nazilerin dahi kendilerini bağlamaya çalıştıkları İskitlerin aslında Türk olduklarını fark etmeleriyle tezlerini Hint-Tibet’e kaydırdıklarına dikkat çekiyor. Ermeni tarihçi Kiragos’un 1265’te “Selçuklular geri döndü” yerine “İskitler geri döndü” demesi, bu kadim bağlantının ne denli güçlü olduğunu gösteriyor. Sümerlerin, Etrüsklerin ve Trakların kökenlerinde dahi Türk izlerinin aranması gerektiği, dişi kurt destanının bu toplumlarda ortak bir motif olması da bu tezi güçlendiriyor.
Batı Gölgesinden Bağımsız Bir Türk Tarihi Araştırması
Tüm bu bilgiler ışığında, bizlere düşen çok önemli bir görev var: Türk tarihinin derinlemesine ve Batı’nın gölgesinde kalmadan araştırılması. Üniversitelerimizde Osmanlıca öğrenmek elbette değerli, ancak tarihimiz Osmanlı’dan çok daha önceye, kadim Türk tarihinin engin sayfalarına uzanıyor. Osmanlıca, öz Türkçe değildir, bambaşka bir dildir ve kendi dilimize sahip çıkmak, millet olarak varlığımızı sürdürmenin en önemli yollarından biridir.
Sadece “Türk cumhuriyetleri” demekle kalmayıp, Azerbaycan’dan tüm Orta Asya’ya kadar uzanan coğrafyadaki tüm soydaşlarımızın “Türk” olduğunu bilmek, ortak bir bilinci ve mirası hatırlamak adına büyük önem taşıyor. Bu bir ırkçılık değil, ortak bir kültürel ve tarihi bağın kabullenilmesidir. Zira hepimiz nihayetinde eşit insanlarız, ancak köklerimizi bilmek, kendimizi tanımak için elzemdir. Fransızların ana dillerine gösterdiği titizliği düşününce, bizim de kendi kadim mirasımıza aynı özeni göstermemiz gerektiği çok açık. Bu Altın Boynuz ve taşıdığı sırlar, bize sadece geçmişi değil, geleceği de farklı bir gözle okuma fırsatı sunuyor.
—
Sıkça Sorulan Sorular
Hakasya Altın Boynuzu nedir ve nerede bulunmuştur?
Hakasya Altın Boynuzu, Rusya Federasyonu’nun güney Sibirya bölgesindeki Hakasya’da, Minusinsk yakınlarında bulunan, insan boyunda, altın ve bilinmeyen bir alaşımdan yapılmış, radyasyon yayan, en az 30.000 yıllık gizemli bir eserdir. Bir anıt mezar içinde keşfedilmiştir.
Altın Boynuz’un kehanetleri nasıl gerçekleşti?
Boynuzun keşfedilmesi sırasında bölgeye getirilen bir şaman, eserin yerinden çıkarılması halinde gökyüzünden görülecek büyük bir felaket ve Türk yurtlarının “dirilişi” kehanetinde bulunmuştur. Boynuzun Çernobil nükleer santraline nakledilmesinden kısa bir süre sonra, 1986’da Çernobil felaketi yaşanmış, ardından Sovyetler Birliği dağılmış ve Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan etmiştir.
Altın Boynuz, kadim Türk tarihiyle nasıl ilişkilendiriliyor?
Mezarda bulunan 30.000 yıllık insan iskeletleri ve eserler, mevcut tarih anlatısını sorgulatırken, Altın Boynuz’un duvar çizimlerindeki yıldız haritaları ve İstanbul’u işaret eden motifler dikkat çekicidir. Ayrıca boynuz sembolünün Cernunnos, Zülkarneyn ve Oğuz Kağan gibi figürlerle ortaklığı, İskitler, Sümerler ve Etrüskler gibi kadim medeniyetlerin kökenlerinde Türk izlerinin olabileceği düşüncesini güçlendirmekte ve kadim Türk tarihinin Batı etkisinden bağımsız, derinlemesine araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.