Evrenin ve insanlık tarihinin sırlarını düşündüğümüzde, aklımıza hemen çözülmemiş gizemler, kadim uygarlıklar veya belki de gözümüzden saklanan bilgiler gelir, değil mi? Peki ya bu gizemlerin bir kısmı, Avrupa’nın kalbinde, Romanya’nın Bucegi Dağları’nda, modern bilimin sınırlarını zorlayan bir sırrı barındırıyorsa? İşte bu, belki de okuyacağınız en şaşırtıcı hikayelerden biri.
2002’de Bucegi Dağları’nda Pentagon Uydusu Tarafından Keşfedilen Yapay Bir Boşluk, ABD ve Bilderberg Gibi Küresel Güçlerin Müdahalesiyle Büyük Bir Sır Haline Geldi.
Her şey 2002 yılında, jeodezik casusluk için kullanılan bir Pentagon uydusunun Romanya’daki Bucegi Dağları’nda tuhaf bir anormallik keşfetmesiyle başladı. Dağın derinliklerinde, dış dünyayla hiçbir bağlantısı olmayan, adeta zeki varlıklar tarafından oyulmuş gibi duran devasa bir boşluk bulunmuştu. Bu kesinlikle doğal bir mağara değildi. Uydu taramaları, bu boşluk içinde iki büyük yapay enerji bloğunu ortaya çıkardı. Biri tünele girişi engelleyen bir duvar gibi, diğeri ise dağın merkezine yakın, yarım küre şeklinde bir kubbe gibiydi.
Romanya İstihbarat Servisi SRI’nin SIFIR departmanı da kısa süre sonra aynı bilgilere ulaştı ve Romanya Devlet gizli operasyonlarının lideri, sıra dışı sezgisel yetenekleriyle bilinen Cesar Brad’ı görevlendirdi. Ancak işler çabucak büyüdü. Amerika Birleşik Devletleri, Pentagon aracılığıyla duruma müdahale etti ve keşfin kendileri tarafından yapılmasını, kamuoyundan gizlenmesini talep etti. Olayın önemi o kadar büyüktü ki, Avrupa Bilderberg’inin başındaki soylu bir İtalyan olan Massini de devreye girdi. İlluminati düzeninin acımasız müdahalesiyle durum daha da karmaşık bir hal aldı. Çünkü bu keşif, insanlık tarihini yeniden yazabilecek potansiyele sahipti.
Massini, bu yapının kökenleri hakkında derin bilgiye sahipti ve büyük salondaki en az bir öğenin varlığından emindi. Pentagon ekibi, Bucegi’deki enerji bariyerinin Bağdat’ta daha önce keşfedilen yer altı yapılarıyla benzer titreşimlere ve şekle sahip olduğunu fark ettiğinde işler iyice gerildi. Hatta bu keşiften kısa bir süre sonra Irak savaşı başladı ve Amerikalılar, Iraklıların bilmediği o sırlara erişebildiler.
Sondaj için ABD ordusunun kullandığı ultra gelişmiş bir kaya delme makinesi getirildi. Bu cihaz, kayayı görünürde çaba harcamadan adeta eritiyordu. İlk enerji bariyerinin arkasına 60-70 metre kadar nüfuz ettiklerinde, duvarları mükemmel cilalanmış bir metro tüneline benzeyen ilk galeriye ulaştılar. Ancak tünelin sonunda, görünmez bir enerji bariyeriyle korunan devasa bir taş kapı vardı. Üç ekip üyesi kapıya dokunmaya çalıştı ve anında kalp krizinden hayatlarını kaybetti. Attıkları her nesne ince bir toza dönüştü.
Bu korkunç bariyerin ötesindeki taş kapının önünde, duvarda 20 metrekarelik bir alanda eşkenar bir üçgen çiziliydi. Cesar Brad, bu enerji bariyeriyle arasında garip bir “çekim” hissetti. Eliyle dokunduğunda karıncalanma hissetse de, bariyer ona etki etmedi. İleri adım attı ve içinden geçti. Amerikalılar şaşkınlık içindeydi. Cesar, üçgen çizime hafifçe dokunduğunda, devasa taş kapı sessizce yana kaydı ve onlara Büyük Galeri adı verilen koca bir salona erişim sağladı.
İçeride, İnsan Biyolojisi, Dünya Dışı Varlıklar ve DNA Analizleri Üzerine Holografik Projeksiyonlar Sunan İleri Teknoloji ile Dolu Bir Büyük Galeri Bulundu.
Görünür bir ışık kaynağı olmamasına rağmen, Büyük Galeri mükemmel bir şekilde aydınlatılmıştı. Duvarları sentetik gibi görünse de, aynı zamanda organik bir his veriyordu; petrol rengi tonlarında, yeşil ve mavi yansımalarla doluydu. Bilim adamları, bu malzemenin organik ve inorganik maddelerin gizemli bir bileşimi olduğu konusunda hemfikirdi.
Galerinin 85 metre ilerisinde, keskin bir açıyla sağa dönüyordu ve daha ileride mavi bir ışık belirdi. Bu ışık, enerjinin koruyucu kalkanının yansımasıydı. Büyük Galeri, aniden 30 metre yüksekliğinde ve 100 metre uzunluğunda dev bir oditoryumla son buldu. Projeksiyon Odası ise daha küçüktü ve yine enerjik bir kalkanla korunuyordu.
Odaya girdiklerinde, kalkanın beyaz altın bir duvara dönüştüğünü gördüler. Oditoryumun ortasında, yaklaşık 10-12 metre yükseklikte, taş duvarlara dokunan bir enerji kalkanı sona eriyordu. Bu duvarda üç muazzam tünel deliği vardı, hepsi yeşilimsi bir ışıkla aydınlanıyordu. Tünellere erişim, uluslararası bir protokolle yasaklandı.
Odada, her iki tarafta beşer tane olmak üzere bir dizi büyük taş masa düzenlenmişti. Masalar yaklaşık 2 metre yüksekliğindeydi ve üzerlerinde hassas oyulmuş kabartmalar, bilinmeyen bir yazı ve antik çivi yazısına benzeyen karakterler vardı. İşaretler boyanmamış olsa da, her masa farklı renklerde floresan bir ışık yayıyordu. Bazı masalarda, yere inen yarı saydam beyaz tellerle parlak, gümüş renkli kutulara bağlanan, teknik araçlar gibi görünen nesneler vardı.
Birisi masalara yaklaştığında, belirli bir bilimsel alanın yönlerini sunan holografik projeksiyonlar otomatik olarak etkinleşiyordu. Üç boyutlu görüntüler mükemmeldi ve yaklaşık iki buçuk metre yüksekliğindeydi. Masaların üzerindeki koyu camsı malzeme, bir tür ızgara oluşturan düz çizgilerle ayrılmış karelere bölünmüştü.
Masalardan biri biyoloji alanından bilgiler içeriyordu; bazıları bilim adamları tarafından tamamen bilinmeyen bitki ve hayvanların görüntülerini yansıtıyordu. Bir kareye dokunulduğunda, insan vücudunun yapısını sunan bir hologram aktive oluyordu. Diğer karelere dokunulduğunda ise farklı gezegen sistemlerinden dünya dışı varlıkların holografik projeksiyonları ortaya çıkıyordu. Aynı anda iki farklı kareye dokunarak, her iki türün DNA’sını ve aralarındaki uyumluluk olasılıklarını gösteren karmaşık bir bilimsel analiz tasarlanıyordu. Simülasyonun sonunda, iki tür arasında bir melez görüntülendi. İşte burada antik ileri teknoloji kavramının gerçek anlamıyla karşılaşıldı.
Keşfedilen Bir Amfora, Binlerce Yıl Yaşamayı Sağlayabilen Monoatomik Altın Tozu İçeriyordu ve Küresel Elitlerin Uzun Ömürlülük Sırlarına İşaret Ediyordu.
Kontrol panelinin arkasında, her tarafı yaklaşık üç metre olan kare bir kaide üzerinde gizemli bir amfora duruyordu. Massini, bunun varlığını biliyordu; kendisi ve Masonik seçkinleri için bu, en önemli keşifti.
Amfora, çok ince beyaz bir toz içeriyordu. Araştırmacılar, tozun bilinmeyen bir kristal yapıya sahip yüksek saflıkta monoatomik altın formülü olduğunu keşfettiklerinde şaşkına döndüler. Saf haliyle altın tozu, hücresel ve nöral düzeyde belirli dalgaları ve enerji değişimlerini büyük ölçüde uyararak hızlandırılmış bir gençleşme sürecine neden oluyor. Teorik olarak, iyi tanımlanmış bir miktarda monoatomik altın tozunu düzenli olarak tüketen bir kişi, aynı fiziksel bedende birkaç bin yıl yaşayabilir. Bu bulgu, bazı önemli figürlerin inanılmaz uzun ömürlülüğü hakkındaki birçok şaşırtıcı yönü açıklıyor ve küresel elitlerin gizli niyetlerinin bir kısmını gözler önüne seriyordu.
Bucegi’deki Ana Üsten Çıkan Tüneller, Mısır, Tibet, Irak ve Moğolistan’daki Diğer Gizli Yer Altı Üslerine Bağlanıyordu.
Oditoryumun duvarında bulunan üç muazzam tünel deliği, binlerce mil uzunluğundaydı ve gezegenin üç farklı yerine çıkmaktaydı. Romanya devleti ve ABD, bu tünellere erişimi yasaklamak için bir protokol imzaladılar.
Soldaki tünel, Romanya üssünü Mısır’da henüz keşfedilmemiş bir yer altı üssüne bağlıyordu. Sağdaki tünel ise Tibet Platosu’ndaki benzer, ancak daha küçük bir yapıya çıktı ve bu tünel üç farklı kola ayrılıyordu: biri Romanya’nın Buzaru şehrine yakın bir yer altı alanına, diğeri daha önce bahsedilen Irak üssüne ve sonuncusu da Moğolistan’daki Gobi Çölü’nde bir yer altı üssüne ulaşıyordu. Bu tüneller ağı, gezegenimizdeki kadim, gizli yapıların birbiriyle bağlantılı olduğunu düşündürüyor.
İnsanlık Tarihini Yeniden Yazma Potansiyeli Taşıyan Bu Keşif, Romanya ve ABD Arasında Uluslararası Bir Krize ve Bilginin Aşamalı Olarak Açıklanması Anlaşmasına Yol Açtı.
Bucegi’deki yarım küresel enerji kalkanı aktive olduğunda, Bağdat’taki enerjik kalkan da aynı anda harekete geçmiş ve daha yüksek bir frekansta titreşmeye başlamıştı. Bağdat’taki kalkanın önünde, gezegenimizin Avrupa kıtasını gösteren ve sonunda Romanya’daki Bucegi Dağları’nı işaret eden bir hologram belirdi. Bu iki enerji kalkanının doğrudan bağlantılı olduğu açıktı.
ABD diplomasisi, Romanya’nın bu keşifleri ifşa etmeyi planladığını öğrendiğinde her şey kaosa dönüştü. ABD, Romanya ile olan tüm finansal işlemleri ve diğer finansal kurumlara erişimi anında engelledi. Romanya, Bucegi Dağları ve başkentte “olağanüstü hal” ilan etmek üzereydi. Elbette bu bilgiler, insanlığın uzak geçmişi ve asıl tarihi hakkındaki gerçekleri ortaya çıkaracak, dünyanın dört bir yanından bilim insanlarını davet edecekti.
ABD hükümetinin tepkisi son derece acımasızdı, çünkü böyle bir açıklama dünyadaki tüm küresel dengeleri alt üst edebilirdi. 24 saat süren yoğun görüşmelerden sonra, Romanya ile ABD arasında nihai bir anlaşma yapıldı: Romanya devleti açıklamayı erteleyecek ve bilgiyi aşamalı olarak halka sunacaktı.
Bu inanılmaz keşifler, insanlık tarihimize dair bildiğimiz her şeyi sorgulatıyor. Bucegi Dağları’nın derinliklerinde yatan sır, bize evrenin ve kendi geçmişimizin, hayal edebileceğimizden çok daha karmaşık ve şaşırtıcı olabileceğini fısıldıyor. Acaba bu bilgiler bize tam olarak ne zaman ve nasıl ulaşacak? Kim bilir, belki de bir gün…