Demet Evgar'ın İlham Veren Hayatı: Oyunculuk, Aile, Şefkat ve Daha Fazlası

Demet Evgar’ın İlham Veren Hayatı: Oyunculuk, Aile, Şefkat ve Daha Fazlası

User avatar placeholder

Aralık 28, 2025

Merhaba kahve dostları! Nasılsınız? Bugün, içimizi ısıtacak, enerjisiyle adeta yerinde duramayan bir isimle, Demet Evgar ile sohbet tadında bir yolculuğa çıkacağız. Kendisi tam bir hayat öğretmeni gibi; samimi, esprili ve her kelimesiyle ilham veren dolu dolu bir karakter. Peki, sizi çocukken arı sokması haberiyle bile manşetlere çıkan, “deli dolu” tabirinin hakkını sonuna kadar veren bir kadınla tanıştırmak ister misiniz? Hazır olun, çünkü Demet Evgar’ın dünyası sizi koltuğunuza bağlayacak!

O Deli Dolu Enerjinin Kaynağı: Çocukluk ve Aile

Google’a ismi yazıldığında ilk çıkan tariflerden biri “deli dolu bir kadın” oluyor. Bu durum, ta çocukluğundan beri Demet Evgar’ın peşini bırakmayan bir tanım aslında. Kendi ifadesiyle, kalabalık ve sevgi dolu bir ailede büyümüş olması, bu neşeli ve hareketli kişiliğinin temelini atmış. “Çocuk dediğin şey zaten mutlu, deli dolu bir şeydir,” diyor ve ekliyor: “Eğer o ailenin o derin mutsuzluğunu çocuğa nakşetmiyorsan her çocuk mutludur zaten.” Bu sözler, ebeveynlere de aslında ne kadar önemli bir mesaj veriyor, öyle değil mi? Çocukların mutlu büyümesi, ailedeki sevgi ve neşenin doğrudan bir yansıması.

Manisa’da başlayan bu hayat yolculuğunda, sanatla iç içe bir ortamda büyümüş. Annesinin kostümlerini dikmesinden, dedesinin karanlık odasındaki fotoğraf makinelerine kadar her detay, onun hayata karşı iştahını ve yaratıcılığını beslemiş. Hatta buz pateni yaparken dedesinin puan vermesi gibi anılar, aile içindeki bu oyunbaz ruhu gözler önüne seriyor.

Oyunculuk Bir Tutku Meselesi: “Hayır Yoktu Benden”

Peki, oyunculuk hayali ne zaman başlamış? Aslında Demet Evgar için bu, bilinçli bir karar değil, çok küçük yaşlarda kendiliğinden gelişen bir süreç. Konservatuvar sınavlarına girerken babasının “İyisin de, bize mi iyisin?” endişesiyle karşılaşsa da, onun tutkusu bambaşka bir seviyede. “Gerçekten bir hastanede falan olurdum ben bu işi yapmasaydım,” diyerek, bu mesleğin kendisi için bir varoluş sebebi olduğunu vurguluyor. Yeteneğin bir yere kadar olduğunu, esas olanın ise iştah, merak ve gece gündüz o işi düşünüyor olmak olduğunu belirtmesi, her alandaki başarının sırrını fısıldıyor adeta.

İlk sahne deneyimini 17 yaşında Manisa’daki Afsem Tiyatrosu’nda yaşayan Demet Evgar, o günden itibaren hayallerinin net olduğunu, bu mesleğe bir ateş topu gibi yanarak girdiğini dile getiriyor.

Abla Olmak ve Sınırlar: Birlikte Büyümek

Hayatında “abla” kimliğinin çok özel bir yeri var. Etrafındaki herkese, özellikle konservatuvardan yeni mezun genç oyunculara ablalık yapmayı çok seviyor. Kardeşiyle arasında 8 yaş fark olmasına rağmen, birbirlerini büyüttüklerini ve ilişkilerinin derinliğini vurguluyor. Kalabalık ailelerde sınırlar meselesine de değinen Demet Evgar, “Birlikte yaşamaya gönlün olacak önce,” diyerek, ilişkilerin temelinde karşılıklı rızanın ve sevginin yattığını anlatıyor.

Hata Yapım Atölyesi: Gelişimin Vazgeçilmezi

Hayatta en ifrit olduğu tiplerin başında hatayı görmezden gelenler geldiğini söylüyor. Onun için hata, gelişimin, hareketin ta kendisi. “Hata yoksa hareket yok, hareket yoksa ölüm var” sözleriyle bu felsefesini destekliyor. Özellikle gençlerin sürekli bahane uydurmasından, hataları örtbas etmeye çalışmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Bence hepimiz bu konuda kendimize bir pay çıkarmalıyız, öyle değil mi? Sorumluluk almak, büyümenin ve kaslarımızı geliştirmenin yolu. Tıpkı bir dumble’la çalışmak gibi, bedenin ve ruhun ihtiyacı olan sorumlulukları almak, bizi daha güçlü kılar.

Annelik: Şefkat Çeşmesi ve Yeni Keşifler

Anne olmak, Demet Evgar’ın hayatında dönüm noktalarından biri olmuş. “Şefkat çeşmem kapandı,” diyerek, şefkatini artık gerçekten ihtiyacı olanlara sakladığını ifade ediyor. Önceden farkında olmadan birçok ilişkisinde ebeveynlik yaptığını, o şefkati boşa akıttığını fark etmiş. Bu, hepimizin zaman zaman yaşadığı bir durum değil mi? Kendi sınırlarımızı belirlemek ve şefkatimizi daha bilinçli kullanmak…

Kızı Mavi ile birlikte adeta yeniden büyüdüğünü, onun 3 yaşında keşfettiği sınırları kendi 40’lı yaşlarında keşfettiğini anlatıyor. Mavi’ye “duygular bize ait değildir, yaşarız ve geçer” öğretisini aşılaması, her ebeveynin çocuğuna verebileceği en değerli derslerden biri.

Aşkın Sokaktaki Hali: Levent Babataş

Eşi Levent Babataş ile tanışma hikayeleri de tam bir filmlik. Yaptığı meslekten dolayı insanların ona nasıl yaklaştığını ayırt etmekte zorlandığını, ancak Levent’i sokakta, göz göze gelerek tanıdığını söylüyor. “Hala kocama baktığımda o bakışı gördüğüm için hala onunlayım,” diyerek, aşkın derinliğini ve gerçekliğini vurguluyor. Levent’in onu Mavi’yi doğurmaya ikna etmesi, ona huzur ve sakinlik katması da bu ilişkinin ne kadar özel olduğunu gösteriyor.

Unutulmaz Anlar: Güldüren ve Düşündüren Hikayeler

Demet Evgar’ın hayatı, sahne arkasında ve önünde sayısız unutulmaz anıyla dolu. Mesela, “39 Basamak” oyununda rol arkadaşını sahnede kucağına alıp zıplatması, onun oyunculuk sınır tanımayan enerjisinin bir göstergesi. Ya da babasının, konservatuvarı kazandığını kutlamak için meyhanede Jandarka tiradını oynamasını istemesi… O anın absürtlüğü ve sonrasında yaşadığı “Antik Yunan’dayım!” hissi, onun sanata olan bağlılığını ve her anı bir performansa çevirme yeteneğini ortaya koyuyor.

Ancak en ilginç anılarından biri, Altın Portakal Film Festivali’nde annesinin diktiği ipek kadife elbiseyle sahneye çıkarken yaşadığı talihsizlik. Kumaşın sıcak havaya ve hareketli poposuna dayanamayıp yırtılması, onu sahneye adeta “kaslarını sıkarak” yürüten komik ama stresli bir anıya dönüşüyor.

Ve elbette, “Bir Kadın Bir Erkek” dizisinin yıldızı olduğu dönemde, bir arkadaşının çocukluk hayalini gerçekleştirmek uğruna Londra galasına gitmek yerine Manisa Mesir Şenlikleri’nde Hafsa Sultan olarak ata binmesi… Bu hikaye, onun arkadaşlık ve vefa duygusunun ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne seriyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Erkeklere Konuşma Çağrısı

Demet Evgar, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda da önemli bir hassasiyet taşıyor. Erkeklerin hangi duygularını hatırlaması gerektiği sorusuna, “Konuşmak ve kendinle barışmaktan geçiyor,” diye yanıt veriyor. Erkeğin bu meseleyi artık birinci gündem maddesi yapması gerektiğini, yaşanan ifşaların bile bir farkındalık yaratmaya başladığını belirtiyor. “Hatayı görüp lütfen artık kadın erkek bir arada devam edelim,” çağrısı, bu konudaki samimiyetini ve çözüm odaklı yaklaşımını ortaya koyuyor. Bu, sadece kadınların değil, hepimizin meselesi, öyle değil mi?

Yaratıcılık, Sıkılmak ve Pangar Hayali

Yaratıcılık için sıkılmanın ne kadar önemli olduğunu kızı Mavi’den öğrendiğini anlatıyor. “Sıkılmak çok iyi bir şey anneciğim, ruhun yaratımda şu anda,” demesi, modern çağın “sürekli meşgul olma” dayatmasına karşı harika bir duruş sergiliyor.

Hayalini kurduğu “Pangar” adlı bir tiyatro atölyesi de var. Yüzü dünyaya dönük, orijinal materyaller üretmek için çıktığı bu yolda, bir binasının olması en büyük dileği olmuş. Kültür Bakanlığı’ndan iş insanlarına kadar birçok kapıyı çalmış, ama bu idealist yaklaşım, bazılarına “fazla romantik” gelmiş. Ancak kendisi, bu romantizmin onlara çok şey kattığına inanıyor.

Demet Evgar’ın hayatı, sadece sahnede değil, hayatın her alanında bir oyunculuk ve yaşam dersi sunuyor. Onun için her iş, hayatının bir parçası ve bu yüzden “hayatının bir yerini almak istemediğim hiçbir iş yapmadım,” diyor. Bu duruş, bize de kendi hayatımızda neyi seçtiğimiz, neye değer verdiğimiz konusunda bir ayna tutuyor.

Sizce de böylesine enerjik, samimi ve tutkulu bir kadının hayatına dalmak ilham verici değil miydi? Kendine ve inandıklarına bu kadar bağlı olmak, hepimize harika bir ders niteliğinde.

Sıkça Sorulan Sorular

Demet Evgar, annelikle birlikte hayatında hangi özelliği değiştiğini söylüyor?

Annelik sürecinde “şefkat çeşmesinin kapandığını,” yani şefkatini artık daha bilinçli ve gerçekten ihtiyacı olanlara yönlendirdiğini belirtiyor.

Demet Evgar için oyunculukta yetenekten daha önemli olan nedir?

Yetenekten daha önemli olanın, yapılan işe duyulan “iştah, merak ve gece gündüz o işi düşünüyor olmak” olduğunu ifade ediyor.

Demet Evgar, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda erkeklere ne gibi bir çağrıda bulunuyor?

Erkeklerin “konuşması ve kendileriyle barışması” gerektiğini, hatayı görmezden gelmek yerine kabul edip kadınlarla bir arada, eşit bir şekilde ilerlemeleri gerektiğini vurguluyor.

Image placeholder

Yorum yapın