Gözlerinizle gördüğünüz, kulaklarınızla duyduğunuz, dokunduğunuz her şey… Gerçekten orada mı? Yoksa beynimizin bize ustaca oynadığı bir oyun mu? Gerçeklik algısı, sandığımızdan çok daha özel, hatta kişisel bir deneyim. Bugün, bu büyüleyici konuyu, beynimizdeki minik ama gizemli bir bezden, kalbimizin derinliklerinden ve içsel ışığımızın ta kendisinden başlayarak keşfe çıkacağız.
Epifiz Bezi: Körelmiş Bir Gözden Çok Daha Fazlası
Bize genelde epifiz bezinin beynimizin derinliklerinde, sanki körelmiş bir göz gibi olduğu öğretilir. Ama düşünün bir: Eğer gerçekten ışığı algılayan bir organ olsaydı, neden beynin altına, dış ışıktan bu kadar uzak bir yere saklansın ki? Üstelik ışığa çok hassas olduğu, ışık vurduğunda kimyasallar üretip, karanlıkta melatonin gibi bizi uyutan maddeler salgıladığı biliniyor.
Ama zaten gözlerimiz varken, dışsal ışığı algılamak için neden bir tane daha olsun? Belki de onun işlevi, dışarıdan gelen ışığı algılamaktan çok daha derin, çok daha mistik bir şeyle, içsel ışık ile ilgili.
Kadim Bilgiler ve İçsel Işık Noktası
Kadim Çin tıbbında kulaklar, ters çevrilmiş bir fetüsü andırır ve üzerindeki her nokta, vücudumuzdaki bir organı yansıtır. İşte bu noktalardan biri, “içsel ışık noktası” olarak bilinir. Eskiler, buraya özel kristaller veya elmaslar yerleştirerek bu rezonansı, yani içsel ışığı aktive eder, böylece içsel vizyonlarını harekete geçirirlerdi. Rahibelerin tapınaklara kabul edilişlerinde dahi bu yöntem kullanılırdı.
Ancak günümüzdeki bilinçsiz piercingler… İşte bu gerçekten tehlikeli olabilir. Kulaktaki hassas noktaları delerken hangi organla bağlantılı olduğunu, hangi metali kullandığınızı bilmeden yapılan bu müdahaleler, fiziksel organlarımızın işleyişini ciddi şekilde bozabilir. Kadim medeniyetler, Sümerler ve Eski Mısırlılar bile dövmeleri veya piercingleri gelişi güzel değil, belirli sembolleri doğru yere ve doğru şekliyle işleyerek, derin bir bilgiyle yapıyorlardı.
Kalp: Işığın ve Gerçekliğin Merkezi
Vücudumuzdaki en çok kanın bulunduğu yer neresi dersiniz? Kalbimiz. Aynı zamanda “ateşli elementlerin merkezi” olarak da görülür ve ateş, bildiğimiz gibi, ışık üretir. İşte bu yüzden kalp, epifiz bezi ile mistik bir bağ kurarak aydınlanmaya giden yolu açar.
Algıladığımız renkler ve ışıklar, aslında içsel ışığımızın çok daha yüksek bir harmonideki, yani uyumdaki yansımalarıdır. Meditasyon yaptığımızda veya derin bir dua anında bazen görüşümüzde artan bir parlaklık, daha fazla ışık fark etmemizin nedeni de budur. Gördüğünüz gibi, epifiz bezi, kalp ve beynimiz arasında gözle görünenin ötesinde, büyüleyici bir bağlantı var.
Beynimiz: Bir Projektör, Gerçekliğimiz Bir Yansıtma
Peki ya dışarıda gördüğünüz ışık? Güneş’ten mi geliyor, yoksa siz mi üretiyorsunuz? Güneş sadece enerji yayar, o enerjiyi ışığa dönüştüren ise beyninizdir. Yani aslında ışığı siz üretiyorsunuz! Gözlerinizi kapatıp bir şey hayal ettiğinizde, o görselin renkleri, ışığı ve her şeyi yok mu? İşte kendi ışığınızı orada bile yaratıyorsunuz.
Tüm duyularımız beyinde yaratılıyor. Bizler, toplam gerçekliğin yalnızca küçük bir yüzdesini, belki de sadece yüzde beşini algılayabiliyoruz. Yani bu bir nevi sinema salonundaki gibi: Perdede gördüğünüz film orada değil, projektörün içinde. Beynimiz de aynı bir projektör gibi çalışarak, kendi gerçekliğini yaratma eylemini gerçekleştirir ve onu dış dünyaya yansıtır. Duyularımız tek yönlü değil, çift yönlü çalışır; biz sadece almıyoruz, aynı zamanda yaratıp yansıtıyoruz.
Beynin ‘Aşırı Isınması’ ve Hayal Kurmanın Gücü
Bir projektörü uzun süre çalıştırdığınızda ne olur? Isınır, değil mi? İşte beynimiz de öyle. Bu “gerçeklik yansıtma” işlemi, yani algıladığımız dünyayı sürekli dışarıya yansıtmak, ciddi bir enerji gerektirir. Beynimiz aşırı ısınmasın diye uyumak zorundayız. Çünkü bu gerçekliği sürekli dışarıda tutmak, bir tür stres yaratır.
Peki bu stresten nasıl kurtuluruz? Hayal kurarak! Hayal kurmak, beynin diğer kısmını harekete geçirir ve aslında oldukça rahatlatıcıdır. İnsanlar ne kadar stresliyse, o kadar çok hayal kurar, bir nevi “uçarlar”. Eğer kendi gerçekliğini yaratma gücümüz varsa, bu, onu kontrol edebileceğimiz anlamına gelir. Projektörün önüne elimizi koyup görüntüleri değiştirebilmek gibi… Ancak gerçeklik, tek telli bir sazdan ziyade, çok telli, büyük bir orkestra gibidir. Biz bu bütünün sadece birer parçasıyız ve gerçeklik, rezonans yoluyla katılaşır.
Sıkça Sorulan Sorular
Soru: Epifiz bezi neden “üçüncü göz” olarak da adlandırılır?
Cevap: Transcript’e göre epifiz bezinin dışsal ışığı algılamaktan ziyade, içsel ışıkla ve kalple mistik bir bağlantısı olduğu düşünülür. Bu içsel ışık, aydınlanma ve içsel vizyonla ilişkilendirilir. Bu nedenle, beynin derinlerinde yer almasına rağmen, algının ve içsel görüşün merkezi olarak kabul edilir.
Soru: Kulaktaki piercingler neden tehlikeli olabilir?
Cevap: Kadim Çin tıbbına göre kulaktaki her nokta, vücuttaki belirli bir organla bağlantılıdır. Bu hassas noktalara bilinçsizce yapılan piercingler, ilgili organların işleyişini bozma riski taşır. Eski medeniyetler, vücut modifikasyonlarını belirli bir bilgi ve amaç doğrultusunda yapardı.
Soru: Beynimiz gerçekliği nasıl “yaratır”?
Cevap: Video, beynin bir projektör gibi çalıştığını ve dışarıdan gelen enerjiyi (örneğin güneş ışığını) kendi algıladığımız ışığa dönüştürdüğünü belirtir. Tüm duyularımız beyinde yaratılır. Yani gördüğümüz, duyduğumuz her şey aslında beynimizin bir yansıması, kendi içsel ışıkımızın bir üretimidir.