Hepimiz gizemli hikayelere, tarihin tozlu sayfalarındaki bilinmeyenlere bayılırız, değil mi? Özellikle de Göbeklitepe gibi kadim ve hayranlık uyandıran bir yapı söz konusu olduğunda, en fantastik iddialar bile dikkatimizi çeker. İşte böyle bir iddia, 2016 yılında Graham Hancock’un “Sümer Tabletinde Göbeklitepe Görüntüsü” başlıklı makalesiyle gündeme oturdu. Bu saptama doğru olsaydı, bildiğimiz birçok şeyi değiştirecek, 12.000 yıllık Göbeklitepe’nin binlerce yıl sonra bile hatırlandığına dair somut deliller sunacaktı.
Peki, gerçekten MÖ 3500 yılına ait bir Sümer tabletinde, 8.500 yıl sonra, Göbeklitepe’nin T şekilli sütunlarını tasvir eden bir görüntü var mıydı? Hadi, bu iddiayı arkeolojik verilerle, mantıklı bir şekilde inceleyelim.
Graham Hancock’un İddiası: MÖ 3500 Yılına Ait Bir Sümer Tabletinde Göbeklitepe
Hikaye şöyle başlıyor: Bir araştırmacı, Çivi Yazısı Dijital Kütüphanesi aracılığıyla MÖ 3500 yılına ait bir Sümer tabletine rastlıyor ve bu görüntüde Göbeklitepe’nin T şekilli sütunlarına benzer bir yapı gördüğünü düşünerek Hancock ile temasa geçiyor. Bu tablet, eğer iddia edildiği gibi Göbeklitepe’yi tasvir ediyorsa, site terk edildikten ve T şeklindeki sütunlar toprakla örtüldükten 4 ila 5 bin yıl sonra yapılmış demekti. Hancock, makalesinde bunun, Göbeklitepe’ye benzer bir mimarinin Çanak Çömlek Öncesi Neolitik dönemden çok daha sonraki dönemlerde de yürürlükte kalabileceği anlamına gelip gelmediğini sorguluyordu. Ayrıca Sümerlerin bu yapılara binlerce yıl sonra bile saygı göstermiş olabileceği ihtimalini öne sürüyordu.
Göbeklitepe’deki Dairesel Yapıların Üzerinin Kapanması: Kasıtlı mı, Doğal mı?
Burada küçük ama önemli bir parantez açmak gerekiyor: Göbeklitepe keşfedildiğinden beri uzun yıllar, aralarında Klaus Schmidt’in de bulunduğu hemen her arkeolog, bu halka biçimindeki yapıların ortalama 500 yıl kullanıldıktan sonra kasıtlı olarak birer birer kapatıldığını düşünüyordu. Sütunların kırılmamış ve muntazam bir şekilde toprakla doldurulmuş olması bu fikri destekliyordu. Hatta bu kapatma işleminin başlı başına bir mühendislik bilgisi içerdiği bile vurgulanıyordu.
Ancak son iki yıldır bu tez sorgulanıyor. Yeni araştırmalar, uzmanların artık Göbeklitepe’nin kullanım dışı kaldığında kasten kapatılmadığına, bunun doğal olarak yokuş kaymalarından kaynaklandığına inandıklarını gösteriyor. Dairesel yapılar zaten kısmen yer altındaydı ve sığ bir eğim üzerine inşa edilmişti. Kazı dolgularında yapılan yeni araştırmalar, doğal kaymanın en olası açıklama olduğunu gösteriyor. Ne yazık ki, “kasıtlı gömme” yanlış kanısı muhtemelen kulağa daha gizemli geldiği için, bu bilimsel açıklama popüler kültürde daha zor kabul görüyor. Şu an için her iki görüş de hâlâ hipotez aşamasında olsa da, bilimsel veriler doğal kapanma teorisini güçlendiriyor.
Sümer Tableti Görüntüsünün Gerçek Yorumu ve Arkeolojik Kanıtlar
Gelelim can alıcı noktaya: o meşhur Sümer tableti. Görüntü aslında bir silindir mühür baskısının bir parçası. Hancock’un makalesinde iddia ettiği gibi, eğer bu taranmış siyah beyaz fotoğrafı ters çevirirsek, evet, çok soyut bir Göbeklitepe dairesel çevresi resmi olarak yorumlanabilir. Hatta “T şeklinde sütunlar” bile görülebilir. Ama şimdi onu doğru şekilde döndürelim.
Orijinal görüntünün sadece bir parçasına bakıyoruz ve asıl tam görüntünün çok daha karmaşık olduğu açık. Doğru şekilde döndürüldüğünde, ters duran kısımda daha fazla ayrıntı olduğunu görüyoruz. Arkeolog Oliver Dietrich’in “Tepe Telegrams” blogunda gösterdiği gibi, bir arkeolog bu eseri 1972’de çizmiş ve bir dergide yayımlamıştı. Bu çizim, iki destek ve uzatılmış oval bir elemandan oluşan aparatların önünde kavisli koltuklarda oturan iki figürü gösteriyor. Tablet bu kadar hasar görmemiş olsaydı, oval öğelere dokunan insanları daha net görebilirdik.
Peki, bu ne anlama geliyor? Eski Mezopotamya’dan Sümer mühürleri analizi yapan uzmanlar, bu ikonografinin diğer benzer mühürlerde de görülen ve genellikle dokuma gibi bir aktiviteyi tasvir eden soyut bir sahne olduğunu belirtiyor. Oval kısım muhtemelen iplik olabilir. Yani, bu durum, beynimizin olayları önceki deneyimlerimiz ve bilgilerimizle ön yargılı bir şekilde yorumlama eğilimini gösteriyor. Heyecan verici bir olasılığa inanmak cazip gelse de, arkeolojik gerçekler farklı bir tablo çiziyor.
Eski Mezopotamya’dan Göbeklitepe’ye Dair Başka Kanıt Var mı?
İşte bu, en önemli sorulardan biri. Göbeklitepe’nin dairesel çevreleri yaklaşık 10.000 yıl önce toprakla örtüldü. Bu, hem arkeolojik incelemelerle hem de karbon tarihleme yöntemleriyle kesin olarak biliniyor. Peki, Çanak Çömlek Öncesi Neolitik dönemden sonraki 4 ila 5 bin yıl boyunca, Anadolu’daki Neolitik ve Kalkolitik yerleşimler de dahil olmak üzere, hiçbir kültür veya medeniyet tarafından sanatta dairesel duvarlar veya T şekilli sütunlar tasvir edilmediğini biliyor muydunuz?
Bu nedenle, çok aşınmış ve tamamlanmamış bir Sümer silindir mührü üzerinde birdenbire dairesel bir mahfaza veya T şekilli sütunların ortaya çıkması, bilimsel açıdan neredeyse imkansız bir durum. Graham Hancock iddiaları her ne kadar popüler olsa da, Sümerlerin Göbeklitepe’yi andığına dair tek başına bu mühürden güvenilir bir kanıt çıkarmak mümkün değil. Güneydoğu Anadolu’nun Çanak Çömlek Öncesi Neolitik mimarisine atıfta bulunan veya tasvir eden eski Mezopotamya’dan başka hiçbir keşif de bulunmuyor. Bu, o iddiayı daha da zayıflatıyor.
Popüler İddialar ve Bilimsel Gerçekler Arasındaki Denge
Sonuç olarak, Göbeklitepe Sümer tableti iddiası, mantık ve kapsamlı araştırmalarla neredeyse kesinlikle çürütülüyor. İnsan beyni, gördüğü şeyleri bildiği veya inanmak istediği şeylere benzetme eğilimindedir. Andrew Collins’in Göbeklitepe’de bulunan bir kemik spatuladaki oymayı T şekilli iki sütun olarak yorumlaması gibi durumlar da benzer bir yanılgıyı gösteriyor; oysa pek çok uzmana göre o oyma, stilize bir akbaba tasviri.
Popüler kültürde tarihi gizemlere olan ilgi elbette çok büyük. Ancak heyecan verici görünen iddialar yerine, kanıta dayalı, mantıklı ve kapsamlı araştırma ile en olası bilimsel sonuçlara ulaşmak esastır. `Arkeolojik gerçekler` ve `Sümer mühürleri analizi`, bize bu durumda yol gösteriyor.
—
Sıkça Sorulan Sorular
Graham Hancock’un Göbeklitepe Sümer tableti iddiası tam olarak neydi?
Graham Hancock, 2016’da yayımladığı bir makalede, MÖ 3500 yılına ait bir Sümer tabletinde (silindir mühür baskısı) Göbeklitepe’nin T şekilli sütunlarını ve dairesel yapısını tasvir eden bir görüntü bulunduğunu iddia etmiştir. Ona göre bu, Göbeklitepe kültürünün binlerce yıl sonra bile hatırlandığına işaret ediyordu.
Sümer tabletindeki görüntünün doğru yorumu ne olmalı?
Arkeologlar ve Sümer silindir mühürleri uzmanları, görüntünün ters çevrilmiş haldeki yüzeysel benzerliğine karşın, doğru yönde incelendiğinde ve benzer mühür baskılarıyla karşılaştırıldığında, Göbeklitepe’yi değil, muhtemelen dokuma gibi soyut bir aktiviteyi tasvir ettiğini belirtmektedir. Bu yorum, bölgedeki diğer arkeolojik bulgularla da tutarlıdır.
Göbeklitepe’nin üzerinin kasıtlı olarak mı, doğal yollarla mı kapatıldığına dair yeni bulgular ne söylüyor?
Uzun yıllar Göbeklitepe’nin yapılarının kasıtlı olarak insanlar tarafından toprakla doldurularak kapatıldığı düşünülmüştü. Ancak son iki yıldır yapılan yeni araştırmalar, dairesel yapıların zaten yarı yer altında olmasından ve sığ bir eğim üzerine inşa edilmesinden dolayı, kullanım dışı kaldıktan sonra üzerlerinin doğal yokuş kaymaları sonucu toprakla örtülmüş olmasının daha olası olduğunu göstermektedir.