Tesadüf Nedir? Eşzamanlılık, Rastlantılar ve Evrenin Gizli Planları

Tesadüf Nedir? Eşzamanlılık, Rastlantılar ve Evrenin Gizli Planları

User avatar placeholder

Şubat 12, 2026

Hayatımızda öyle anlar vardır ki, yaşanan olaylara “sadece tesadüf” deyip geçemeyiz. Sanki görünmez bir el, olayların iplerini ustaca çekiyor, biz de şaşkınlıkla bu tesadüflerin anlamı ne diye bakakalıyoruz. Tıpkı o İskoç çiftçinin hikayesi gibi… Tarlasını sürerken bataklıkta boğulmak üzere olan bir çocuğu kurtarmıştı. Yıllar sonra, o çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming adıyla penisilini keşfedecek ve kurtarılan o soylu çocuğun oğlu Sir Winston Churchill’i zatürreden yine o penisilinle kurtaracaktı. İnanılır gibi değil, değil mi? Ama işte hayat böyle sıra dışı rastlantılarla dolu.

Tesadüfler: Sadece Şans mı, Yoksa Derin Bir Anlam mı?

Peki, bu tür olaylara ne demeli? Sadece şans eseri mi? Analitik psikolojinin babası Carl Jung’a göre hayır. O, bu esrarengiz fenomeni eşzamanlılık (synchronicity) adını veriyor. Anlamlı olayların, nedensel bir bağlantı olmaksızın, eş zamanlı olarak bir araya gelmesi demek bu. Jung için eşzamanlılık, insanları bilinçlenmeye ve olgunlaşmaya iten evrensel bir yasa. Yani evrenin bize gönderdiği mesajlar, birer yol gösterici olabilir.

Evrenin Matematiksel Düzeni ve Rastlantıların Mesajları

Bu mesajlar bazen dramatik, bazen komik, bazen de gizemli şekillerde karşımıza çıkıyor. Mesela İtalya Kralı Umberto I’in hikayesini düşünün. Bir akşam yemeğinde karşılaştığı lokanta sahibi, sadece adıyla değil, aynı gün aynı yerde doğmuş olmasıyla, aynı isimde bir kadınla evlenmesiyle ve hatta kral olduğu gün lokantasını açmasıyla Kral’a inanılmaz bir şekilde benziyordu. Ertesi gün ikisi de suikast sonucu öldürüldü. Tesadüf mü, evrenin matematiksel bir planlaması mı?

Günlük hayatta da benzerlerine rastlarız. Kimi zaman Ankaralı bir bayanın el şeklinde sarkan buz parçasını gördüğü gün ablasının elinden ameliyat olacak olması ve sonra koluna buz saplanmasıyla ameliyatın ertelenmesi gibi şaşırtıcı olaylar yaşanır. Ya da Detroit’te 14. kattan düşen bir bebeğin, bir yıl arayla aynı adamın (Joseph Figlock) üzerine iki kez düşüp ikisinin de kurtulması… Bunlar, kendi sınırlarımızı aşabilmemiz için verilmiş fırsatlar olabilir.

Uyarıcı Rastlantılar ve Evrenin Planlaması

Bazı rastlantılar ise adeta bir uyarıcı gibidir. Tehlikeleri veya önemli olayları önceden haber verirler. Ünlü Titanic örneği bunlardan biri. Amerikalı yazar Morgan Robertson, 1898’de “Titan” adlı bir geminin Atlas Okyanusu’nda bir buzdağına çarparak battığını anlatan bir roman yazmıştı. 14 yıl sonra, tonajından lüksüne kadar her şeyiyle aynı olan “Titanic” adlı dev transatlantik, gerçekten de soğuk bir Nisan gecesi aynı okyanusta bir buzdağına çarparak battı. Bu kadar benzerlik akıl alır gibi değil! Sanki evren bize önceden işaretler veriyor ya da kendi çapında bir planlama yapıyor.

Kanadalı aktör Charles Coghlan’ın hikayesi de ne kadar inanılmazdır: Öldüğü yerden binlerce kilometre uzakta gömülen tabutu, bir kasırga sonrası denize sürüklenir ve sekiz yıl sonra doğduğu adanın kıyısında bulunur. Adeta evine dönmüştür. Tüm bunlar şans mı, kader mi, yoksa evrenin gizli mesajları mı?

Kuantum Fiziği, Toplu Bilinçaltı ve Rastlantıların Bilimsel Kökenleri

Bu tür olaylar, binlerce yıldır bilim adamlarının, düşünürlerin ve matematikçilerin ilgisini çekiyor. Hipokrat gibi tıbbın babaları bile evrenin gizli çekimler tarafından birleştiğine inanıyordu. Rönesans’tan Pico della Mirandola, her şeyin kendi içinde bir olduğunu savunuyordu.

Daha modern zamanlarda, Paul Kammerer “sıra sağlık” (seriality) adını verdiği bu fenomeni inceleyerek, rastlantıların bir sıra halinde, kümeler veya tekrarlar şeklinde meydana geldiğini gösterdi. O, rastlantıyı “büyük kozmik bir denizdeki buzdağının sadece tepesi” olarak tanımlıyordu. Sonra Nobel ödüllü fizikçi Wolfgang Pauli ile ünlü psikolog Carl Gustav Jung bir araya gelerek “Eşzamanlılık: Nedensel Olmayan Birleşmeler İlkesi” adlı bir kitapla bu konuyu derinlemesine ele aldılar. Onlara göre eşzamanlılık; telepati, kehanet ve rastlantıların evrendeki gizli bir gücün belirtileriydi.

İşte tam da bu noktada kuantum fiziği ve tesadüfler arasındaki ilişki gündeme geliyor. Kuantum fiziği, klasik fiziğin açıklayamadığı bu tip olaylara farklı boyutlarda verilerle yeni bir bakış açısı sunuyor. Eski şamanlar, rüzgarın sesini dinleyerek, bulutların biçimlerini inceleyerek, hayvanların hareketlerini gözlemleyerek doğadan işaretler okurlardı. Onlar, doğayla ve evrenle uyum içinde yaşamanın sırrını bildikleri için her rastlantının bir mucize olduğunun farkındaydılar. Bizler de bu muhteşem ilişkiyi hatırlayabilmek için her anımıza dikkatimizi vermeli, evrene bilgili gözlerle bakmalı ve bizi çevreleyen olayların neler gizlediğini çözmeye çalışmalıyız.

Abraham Lincoln ve John F. Kennedy: Akıl Almaz Tesadüfler Zinciri

Bu kadar çok rastlantıdan bahsetmişken, tarihin en çarpıcı örneklerinden birini de atlamayalım: Abraham Lincoln ve John F. Kennedy arasındaki benzerlikler! Bu iki ABD başkanının hayatları, akıl almaz bir tesadüfler matrisi içinde adeta birbirini yansıtır. İkisi de suikasta kurban gitti. Yardımcıları Johnson soyadını taşıyordu ve biri 1808, diğeri 1908 doğumluydu. İkisi de kongre seçimini 100 yıl arayla (1846 ve 1946) kazandı, başkanlık seçimini yine 100 yıl arayla (1860 ve 1960) kazandılar. Lincoln’ün suikasta uğradığı binanın adı Ford’du; Kennedy ise öldürüldüğünde bir Ford Lincoln marka arabanın içindeydi. İkisi de Beyaz Saray’da evlatlarını kaybetti, ikisi de bir cuma günü öldürüldü ve ikisi de Güneyli suikastçılar tarafından başlarının arkasından vuruldu. Hatta suikastçılarının doğum tarihleri bile 100 yıl arayla (1839 ve 1939) gerçekleşti ve ikisi de mahkemeden önce öldürüldü. Bu kadar çarpıcı benzerlikler karşısında, insan “bu kadar da olmaz” demekten kendini alamıyor.

Evrenin yaratılırken kullandığı bir sistem varsa, bu sistemin matematiğe dayalı, kusursuz bir planlama üzerine kurulu olduğuna inanıyoruz. Bizler hala bunlara “tesadüf” demeye devam edelim, ama inanın ki evren onları bambaşka bir isimle adlandırıyordur. Önemli olan, bu mesajları fark edebilmek ve doğayla uyum içinde, bilinçli bir yaşam sürmek.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Tesadüf nedir ve eşzamanlılık teorisi bunu nasıl açıklar?

Tesadüf, genellikle şans eseri meydana geldiğine inandığımız olaylardır. Ancak Carl Jung’un eşzamanlılık teorisi, bu olayların nedensel bir bağlantısı olmasa da, derin ve anlamlı bir şekilde eş zamanlı olarak bir araya geldiğini savunur. Bu, evrenin bize gönderdiği mesajlar veya kişisel gelişimimize yardımcı olan evrensel bir yasa olarak yorumlanır.

2. Hayatımızdaki tesadüfleri nasıl daha iyi anlayabiliriz?

Hayatımızdaki tesadüfleri daha iyi anlamak için farkındalığımızı artırmamız gerekir. Her anımıza dikkatimizi vererek, bilgili gözlerle evrene bakarak ve bizi çevreleyen olayların gizlediği anlamları çözmeye çalışarak bunu yapabiliriz. Eski şamanlar gibi doğanın işaretlerini (rüzgar, bulutlar, hayvan hareketleri) okumak ve gelen mesajların (araba plakaları, konuşmalar, aniden akla gelen düşünceler) her an her yerde olduğunu hatırlamak önemlidir.

3. Kuantum fiziği tesadüflerin açıklanmasında nasıl bir rol oynar?

Kuantum fiziği, tesadüflerin açıklanmasında geleneksel fiziğin yetersiz kaldığı noktalarda yeni boyutlar sunar. Klasik fizik, bu tür olasılıkları ve bakış açılarını incelemede sınırlıyken, kuantum fiziği sayesinde rastlantıların daha derin ve çok boyutlu açıklamalarını elde edebiliriz. Bu, evrenin işleyişine dair farklı bir perspektif sunarak, eşzamanlılık gibi kavramların bilimsel olarak incelenmesine olanak tanır.

Image placeholder

Yorum yapın